leyla’yı beklerken

“Zaman ve mekandan münezzeh olmayı kim istemezdi ki? Eğer zamana tabi olmasaydım acaba hangi zaman dilimine giderdim? Ne bileyim ben? Olmayacak duaya amin demekten daha beter bir şey bu. Hangi zaman demesek daha mı iyi olurdu? Gözlerim kan çanağına dönmüşken ve burnum sanki dünyada tek başına kalmış bir adamın yalnızlığı gibi sızlarken hayal kurmak ne denli zormuş böyle? Şimdi fark ettim, ıslak kağıda yazı yazmak inanılmaz zormuş. Neyse, tekrar konumuza dönelim. Zaman diyorduk di mi? Zamana tabi olmasaydım eğer, hangi zamanda yaşardım? Leyla. Ben Leyla zamanında yaşamak isterdim. Zaten Leyla’dan sonrasına yaşamak diyor muyuz ki? Ne büyük aptallık! Leyla bir roman karakteri. Nasıl ben bir roman karakterinin zamanında yaşamak isteyebilirim ki? Gerçekten bu kadar yalnız mıyım? Fakat kendime neden kızıyorum ki? Gerçek ve hayal bu kadar iç içe geçmişken, hayali bir karakterin zamanında yaşama isteğime kim ne diyebilir? Hadi ama, Leyla senin yazdığın hikayenin bir karakteri. Kendi yazdığın hikayedeki karaktere aşık olamazsın. Keşke gözlerimi kapasam ve açtığımda Leyla’nın zamanında olsam.” 

Adam, nereden baksan kendisi yaşında bir sandalyenin üstüne eğri büğrü oturmuş; kır saçlı, yazı yazarken eğilmekten kamburu belirgin bir biçimde çıkmış ve gözleri yaşlı bir vaziyette titrek ellerinin tuttuğu kalemle önündeki kağıda yukarıdaki satırları yazıyordu. Ömrünün sonlarına merdiven dayamış bu adam, neredeyse deli saçması olan cümlelerinin birazdan kendi gerçekliği olacağını bilmez bir halde satırlarını doldurmaya devam etti. Dışarıda ılık bir soğuk vardı. Yağmurun ve ara ara gürleyen gökün çıkardığı ses adamın kulağına çalıyordu. Sanki tanrılar dünyanın fotoğrafını çekerken flaşı açık unutmuş gibi çakan şimşekler evi aydınlatırken adam cümlelerini bitirdi. Sanki dilediği şeyin gerçek olacağını hissetmiş gibi kalemi titreyen elleriyle masaya bıraktı. Sırtını sandalyeye yasladı, gözlerini kapadı. Bu yaşlarda hangi nefesinin son olacağını bilemediği için her nefesini son nefesi gibi iştahlı almaya önem veriyordu. Kollarını sandalyeden aşağı doğru sarkıttı, kafasını sanki arkasında bir yastık varmış gibi geri yasladı ve derin bir nefes aldı. 

Adam nefesini verirken yağmur durmuş, sesler değişmişti. Burnuna yaşlı kokusu değil de bahar kokuları çalıyordu. Teninin buruşukluğunu hissedemiyordu. Yumuşak bir rüzgar çarptı suratına, “pencereyi mi açık unuttum yine?” diye düşündü. Bu yaşlarda artık demans onun yoldaşıydı. Yağmurun birden durmuş olmasına anlam veremedi ama camı kapatmak için gözlerini açtığında gördüğü manzara karşısında dehşete düşmüştü. 

“Leyla?!”

1 thought on “leyla’yı beklerken”

  1. Herkesin Leylası başka
    Olmak istediği yer, yapmak istedikleri ve hissettikleri başka …
    “Keşke gözlerimi kapasam ve açtığımda Leyla’nın zamanında olsam.”

    Beğen

Yorum bırakın