yaşamak bu değil mi işte?

Çok güzel kitaplar okuyorum ve bu okumak tıpkı eski günlerdeki gibi. O kitabın dünyasına doğrudan ışınlanmak gibi. Acelem yok, her şeyi sakince yapıyorum. Koşturmuyorum -yani mümkün mertebe- ve her şey olduğu gibi oluyor. Yazı yazabiliyorum, roman yolunda gidiyor. Belki daha önce, daha hızlı bitebilirdi ama zamanından önce öten horozun başına ne geldiğini hepimiz biliyoruz. Seanslarım var ve bunlardan keyif alıyorum. Etrafımdaki insanlarla kurmak istediğim iletişimi kurabiliyorum. Yaşamak bu değil mi işte?

Yani yaşam bu kadar değil mi? Ne bekliyorum ki zaten başka hayattan? Yanlış anlaşılmasın, hepimizin her zaman beklediği şeyler var ama ben bugün sahip olduklarımdan çok keyif alıyorum. Beklediğim şeyler, bugünümden aldığım keyfin içine limon sıkmıyor. Nazım Hikmet’in de dediği gibi: fevkalade memnunum dünyaya geldiğime.

kitap okuma rutini

Zaman çok değişti, binlerce yıldır süregelen okuma eylemi artık çok geleneksel oldu. Okumak için kağıda uzun zamandır ihtiyaç duymuyoruz. Hatta artık kitaplar dinlenebilen de şeyler. Ben açıkçası bu konuda gelenekselliğe bağlı olanlardanız. Yani kindle falan hak getire. Yakın geçmişe kadar makale vb. okumalarımı da baskı alıp yapıyordum. O yüzden kitabı dinlemek benim için çok uzak ihtimal.

Fakat size -ve kendime- yalan da söylemeyeceğim. Geçtiğimiz aylarda bir kitabın bir kısmını dinledim. Valla istanbul trafiğinde dinlemek akmadı da değil. İnsanın Anlam Arayışı’nın ilk kısmı. Frankl’ın n*zi kamplarında tecrübe ettiklerini dinlemiş bulundum. Ara ara da bazı kitapların pdflerini okuyorum.

E şimdi ne oldu? Yani ne diye başladım ama nasıl devam ettim ama işte öyle değil. Şimdi, kitabı dijitalleştirmek öğrenme sürecini hızlandırıyor -ŞÜPHELİ??!” ama ben neden hızlanayım ki? Hız konusunda da kafam çok karışık. Neyse, bu durum beni bir ikilime sürüklüyor. Hem yapay zeka kullanarak kitaplardaki bilgileri her açıdan özümsemek istiyorum hem de o kitabı fiziksel olarak okumak istiyorum. Ben de çözümü ikisini birden yaparak buldum. Önce bir kitabı fiziksel olarak okuyorum sonra onu yapay zekayla -notebook llm- birlikte parça pinçik ediyorum.

Ben bu satırları yazmaya başlamadan önce aslında kafamda bir soru vardı ama hiç o soru ekseninde yazmadım… Ama ben biraz da umarsız olduğum için sorayım. Bir kitabı okurken, yazarın düşüncülerine katılmadığınızda okumaya nasıl devam edebiliyorsunuz?

aslıhan pasajı ve kitaplar

ilköğretim yıllarımdayken ya da ortaokul? eğitim sistemi o kadar çok değişiyor ki güncel olarak hangi noktaya tekabül ediyor inanın bilemiyorum. her neyse. haftalık harçlığım yirmi liraydı. bunun altı-yedi lirası yol parasıydı kalan paranın da dört-beş lirasına aslıhan pasajındaki sahaflardan kitap alıyordum. aldığım kitapları bir hafta içinde bitiriyor ve yeni haftada aldıklarımı satıp üzerine yine dört beş lira koyup yeni kitaplar alıyordum. bu süreçte aldığım kitaplar benim için çok değerliydi. kitabın altını çizmek, sayfaları kırıştırmak yahut birine hediye etmek korkunç ihtimallerdi. bu seneler boyu böyle devam etti. okuduğum kitapları o kadar narin, incitmeden kullanıyordum ki… görenler o kitabın okunduğunu anlamazlardı bile.

son yıllarda bu durumun tersi çok örnek görmeye başladım. artık kitapları -tabiri caizse- hor kullanmaya başladım. hatta neredeyse altını bile çizebilecek noktaya geldim. bunun sebebini düşündüğümde zihnimin derinliklerinde aslıhan pasajındaki sahaflar ve fakirlikle karşılaştım.

kitaba ulaşmak o yıllardaki çağrı için zordu. tüm insanlığın temel problemi; kıt kaynaklar ve sonsuz istekler. bu istekler arasında seçim yapmam gerekiyordu ve ben de bu seçimi kitaplardan yana yaptım. benim için o yıllarda kitabı yıpratmak demek onun değerinin düşmesi ve sahafa geri satarken daha az paraya satmam demekti.

kişisel bir kütüphane oluşturma arzumun ve kıtlık bilinciyle kitap alışverişi yapmamın temelinin buraya dayandığını biliyordum ama kitaplara fiziksel olarak yaklaşımımın da aslıhan pasajı ekseninde şekillendiğini fark etmek bana ilginç hissettirdi.

hakikaten insan çocukluk yıllarında nesnelerle kurduğu ilişkiyi yetişkinlik yıllarında bilinçdışı olarak o kadar güzel sürdürüyor ki…

neden terapistlik?

bu sorunun farklı zaman dilimlerinde benim için farklı cevapları olabilir ama şu an en bariz cevap; insanların hayatlarının bir kısmında, onların yolcuklarına eşlik etmekten inanılmaz keyif alıyorum. onların yaptıkları yahut yapmadıkları seçimler. bir durumla karşılaştıklarında o durumu ele alış biçimleri ve daha bir çok şey aslında. insanı insan yapan tüm o kusurları görmek ve insan olduğumuz için memnun olmak. günün sonunda insan tükürdüğünü yaladığı kadar insandır.