bu varoluşçular cidden keyifçi insanlar. fakat bu kadar keyifçi olabilmek için hakikaten hayatın olumsuz yönlerini de görebilmek lazım. çok fazla olumluya odaklanarak ondan alacağımız keyfi yalan ediyoruz. biraz önce ferhat jak içöz’ün kendin olmanın dayanılmaz hafifliği kitabında aşk ile alakalı kısımları okuyorum. bölümün sonunda şu an başlıktaki cümle vardı. cümleyi okur okumaz hemen aklıma ismet özel’in bir dizesi geldi.
uzak nedir?
kendimin bile ücrasında olan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
bu dizeler üzerine düşünürken aslında hep benmerkezli düşünüyordum ama kişinin kendine kendine ne kadar yakın olursa ötekine de o kadar yakın olabileceği düşüncesi bana toplumla olan bağlarımız üzerine de düşündürmeye başladı.
cehennem ötekidir der sartre. şu an ki çağrıya göre kesinlikle doğru bir ifade. he ifadenin doğruluğunu onayacak makam da zaten ben değilim. var olmak için hep ötekiye ihtiyaç duyuyoruz ama ötekiyle kurduğumuz bağı da günün sonunda kendimizle kurduğumuz bağ belirliyor.
kendinin ücrasında olmak şu an bana biraz da maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en alt basamakta bile olamamak gibi hissettiriyor. ne oluyor da biz kendimizin ücrasında oluyoruz? kendimizin bile ücrasında olacak kadar nasıl yabancılaşıyoruz bu hayata?