seanslarda özellikle son zamanlarda sıklıkla dile getirdiğim bir gerçek var. hayatımızda çok fazla gereklilik var. bu gereklilikler kimin gereklilikleri diye sorduğumda “benim” cevabı alıyorum. iyi ama bu seninse neden bunu mecburiyet haline getiriyorsun. ne hikmetse bu danışanın olan gereklilikler biraz irdeledikten sonra aile büyüklerinin yahut hayatında geçmişten beri önemli yer edinen ötekinin istekleri olduğu ortaya çıkıyor.
doğduğumuz andan itibaren ilk olarak ailemizle ilişki kurar ve bu kurduğumuz ilişki ekseninden dünyamızı şekillendiririz. çünkü yaşamımızın ilk yıllarında ebeveynlerimize bağımlı bir haldeyizdir. bu süreçte onlara yalakalık yapmak ve onların isteklerini öncellemek okey. yetişkinliğimize adım attığımızda ise bir seçim yapmamız gerekiyor; ötekinin isteklerini hayatımıza gereklilik olarak entegre edip sevdiğimizin insanların gölgesi olacağız yahut kendi kararlarımızı verip bu doğrultuda otantik benliğimize ulaşmaya çalışacağız.
bu kararla seans odasında karşı karşıya kalan danışana yaptığım en net yüzleştirme dil kullanımı. ben danışana “ne yapmak istiyorsun?” diye soruyorum o bana “ne yapmam gerektiğini bilmiyorum?” diyor. e ne yapman gerektiğini sormadım ki sana? benim gram umurumda değil ne yapman gerektiğin. umurumda olan şey neden isteklerini görmezden gelip gerekliliklere takılıyorsun. burada da söylediğim çok afili ve iddialı bir cümle var; “ortada bir gereklilik varsa orada kabul görme ve onaylanma arzusu vardır.”
danışan bunlarla yüzleştikten sonraki seanslarda dil kullanımına dikkat ediyor. -meli -malı ya da gerekiyor ile biten cümleler kullanmamaya çalışıyor ama nasıl bir çaba? seansta cümleyi “gerekiyor” ile bitiriyor sonra hemen “ay gerekiyor değil istiyorum” diyor. şimdi burada gerçekten isteklerini mi dile getiriyor yoksa gerekliliklerini kendisine istek olarak mı yedirmeye çalışıyor?