“İnsan yalnız başkaları için değil, kendi için de gizemdir” der Kierkegaard. Bazen düşünüyorum; hayat dediğimiz bu mefhum sanki nihayetine kadar kendimizi tanıma çabası içinde geçiyor. Çoğumuz kendimizi tanıyamadan sonlandırıyoruz bu dünyadaki misafirliğimizi. İşin tatlı yanı ne biliyor musunuz? Daha kendimizi bile tanımazken ettiğimiz o beylik laflar. “Ben O’nu çok iyi tanıyorum, O normalde asla böyle yapmazdı.” Nasıl bu kadar iddialı olabiliriz ki? Asla yargılamıyorum, sadece merak ediyorum ve anlamaya çalışıyorum.
Anlam çabası, bak bu daha da ilginç işte. En son neyi tam anlamıyla anladım acaba? Düşünüyorum ve aslında tatminkar bir halde cevaplanmamış sorulara bir yenisini daha ekliyorum. İsmet Özel’in de dediği gibi;
”Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek hepimiz, her birimiz gizli bir isimle adaşız yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lazımdı.”
Gerçekten bir noktada hesapların tutması lazımdı. Biz diyorum acaba o noktayı mı kaçırdık? Hayatımızda da aslında tıpkı oyunlar gibi bazı checkpointler olsa ne güzel olurdu di mi? İşler istediğimiz gibi gitmiyor mu? Hoop dön checkpointe, tekrar dene! Gerçi o zaman yaşamak şu an kadar anlamlı olur muydu? Evet, an itibariyle tatminkar bir halde cevaplanmamış sorulara bir yenisini daha ekledik.
Cevapların önemi var mı? Önemli olan hep sonuç mu? İşler istediğimiz gibi sonuçlanmadı diye süreci görmezden mi geleceğiz? Dünyanın en güzel rotasından geçip hoşumuza gitmeyen bir noktaya varsak şayet sırf o nokta hoşumuza gitmedi diye o rotada gördüklerimiz değerini kayıp mı edecek?