rasyonel yanlışlar

bir ara sokakta oturup raskolnikova ağıtlar yakabilirdim. yahut içinde sen geçen türküleri de mırıldanabilirim. dudağımda dünden kalma bir ıslıkla yolları yürümek belki de modern zamanda özgür iradeyle yapılan son eylemdi.  baskılanan umutlar ve kırılan hayallerle birlikte insanlık tarihinin son yıllarını yaşarken yok oluş özgürleştirecek bizleri. yok olmanın dayanılmaz hafifliği. yok oluşun kokusu nasıl bir şey acaba? insanlar ölürken koku alabiliyor mu? bence ölümün de bir kokusu var. illegal biçimde yapılan bir deneyde etik koşulları aramak anlamlı mı? bir deneyi legalize etmenin yolları nedir ki? elinde kanlı baltayla cinnet geçirirken acaba aklından hangi yasaklı düşünceler geçiyordu. yas kimin için tutulur? intihar, çoğu zaman bir kurtuluş değildir. peki hangi koşullar intiharı bir kurtuluş olarak bize pazarlıyor ki? günümüz çağında insanlık kanlı bi propagandaya maruz kalırken zaten masumane düşüncelere dalmasını bekleyemeyiz. kan kırmızısı ruj ve ölüm kokan parfüm. hadi biraz da saflık ve iyi niyet pazarlayalım. sovyetlerden kalma estetik anlayışına sahipken uygar tasarımlar bekleyemezsiniz benden. sorumluluk sahibi olmak her zaman bunları yerine getirmeyi gerektirmez. neyin doğru ve yanlış olduğunu zaten bilemeyiz. şayet insan neyin doğru ve yanlış olduğunu bilebiliyor olsaydı öldürür müydü tolstoy anna karanina’yı. hiç zannetmiyorum. üzerimdeki gökyüzü küstü bana. sanki kurak bir iklimde bataklık kenarındaki kurbağalarla savaştayım. hepimiz bir ekosistemin parçasıyız ama ya kumarbaz yazarlar? onlar da bu sistemin bir parçası mı? 

kafamdaki sorulara cevap vermek adına vazgeçiyorum duraklardan. son durak hangimize ne kadar yakın hiçbirimizin bir fikri yok. acaba benim son durağımda çiçekler var mı? eğer benim için o durağı renkli çiçeklerle süslememişler üzülürüm. birazcık ama çok azıcııkkk ıtır, eser miktarda lavanta, minnacık hanımeli ve hafif bir ıhlamur. işte benim yok oluşumun kokusu bu olacak. insan cennetini de cehennemini de bu dünyada kendisi oluşturuyor. sen zebani olur etrafını cehenneme çevirirsen öldükten sonrası zaten bellidir senin için. ben zebani olmamaya çalışıyorum. ayrıca bana küskün bu gökyüzünü de affediyorum. anlamaz ki. anlasaydı zaten her mevsim ışıldardı gelinliğindeki süslerle. yüce gönüllülük yine eşrefi mahlukata kaldı. 

hadi oradan. makineler zaten istila etti. bunu kabul etmiyor oluşumuz bunun böyle olmadığı anlamına gelmez. sen daha sarı çizgiyi geçmemeyi başaramazken mi durduracaksın bu istilayı. şüphe yok ki bu dediğini duysaydı hemingway okkalı bir kahkaha ile karşılık verirdi sana. gerçi hemingway’i çok ciddiye almamak lazım. o kesin yürüyen merdivenlerde sol tarafta beklerdi. 

tatminkar bir halde cevaplanmamış sorular

İnsan yalnız başkaları için değil, kendi için de gizemdir” der Kierkegaard. Bazen düşünüyorum; hayat dediğimiz bu mefhum sanki nihayetine kadar kendimizi tanıma çabası içinde geçiyor. Çoğumuz kendimizi tanıyamadan sonlandırıyoruz bu dünyadaki misafirliğimizi. İşin tatlı yanı ne biliyor musunuz? Daha kendimizi bile tanımazken ettiğimiz o beylik laflar. “Ben O’nu çok iyi tanıyorum, O normalde asla böyle yapmazdı.” Nasıl bu kadar iddialı olabiliriz ki? Asla yargılamıyorum, sadece merak ediyorum ve anlamaya çalışıyorum. 

Anlam çabası, bak bu daha da ilginç işte. En son neyi tam anlamıyla anladım acaba? Düşünüyorum ve aslında tatminkar bir halde cevaplanmamış sorulara bir yenisini daha ekliyorum. İsmet Özel’in de dediği gibi;

”Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek
hepimiz, her birimiz gizli bir isimle adaşız
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lazımdı.”

Gerçekten bir noktada hesapların tutması lazımdı. Biz diyorum acaba o noktayı mı kaçırdık? Hayatımızda da aslında tıpkı oyunlar gibi bazı checkpointler olsa ne güzel olurdu di mi? İşler istediğimiz gibi gitmiyor mu? Hoop dön checkpointe, tekrar dene! Gerçi o zaman yaşamak şu an kadar anlamlı olur muydu? Evet, an itibariyle tatminkar bir halde cevaplanmamış sorulara bir yenisini daha ekledik.

Cevapların önemi var mı? Önemli olan hep sonuç mu? İşler istediğimiz gibi sonuçlanmadı diye süreci görmezden mi geleceğiz? Dünyanın en güzel rotasından geçip hoşumuza gitmeyen bir noktaya varsak şayet sırf o nokta hoşumuza gitmedi diye o rotada gördüklerimiz değerini kayıp mı edecek? 

leyla’yı beklerken

“Zaman ve mekandan münezzeh olmayı kim istemezdi ki? Eğer zamana tabi olmasaydım acaba hangi zaman dilimine giderdim? Ne bileyim ben? Olmayacak duaya amin demekten daha beter bir şey bu. Hangi zaman demesek daha mı iyi olurdu? Gözlerim kan çanağına dönmüşken ve burnum sanki dünyada tek başına kalmış bir adamın yalnızlığı gibi sızlarken hayal kurmak ne denli zormuş böyle? Şimdi fark ettim, ıslak kağıda yazı yazmak inanılmaz zormuş. Neyse, tekrar konumuza dönelim. Zaman diyorduk di mi? Zamana tabi olmasaydım eğer, hangi zamanda yaşardım? Leyla. Ben Leyla zamanında yaşamak isterdim. Zaten Leyla’dan sonrasına yaşamak diyor muyuz ki? Ne büyük aptallık! Leyla bir roman karakteri. Nasıl ben bir roman karakterinin zamanında yaşamak isteyebilirim ki? Gerçekten bu kadar yalnız mıyım? Fakat kendime neden kızıyorum ki? Gerçek ve hayal bu kadar iç içe geçmişken, hayali bir karakterin zamanında yaşama isteğime kim ne diyebilir? Hadi ama, Leyla senin yazdığın hikayenin bir karakteri. Kendi yazdığın hikayedeki karaktere aşık olamazsın. Keşke gözlerimi kapasam ve açtığımda Leyla’nın zamanında olsam.” 

Adam, nereden baksan kendisi yaşında bir sandalyenin üstüne eğri büğrü oturmuş; kır saçlı, yazı yazarken eğilmekten kamburu belirgin bir biçimde çıkmış ve gözleri yaşlı bir vaziyette titrek ellerinin tuttuğu kalemle önündeki kağıda yukarıdaki satırları yazıyordu. Ömrünün sonlarına merdiven dayamış bu adam, neredeyse deli saçması olan cümlelerinin birazdan kendi gerçekliği olacağını bilmez bir halde satırlarını doldurmaya devam etti. Dışarıda ılık bir soğuk vardı. Yağmurun ve ara ara gürleyen gökün çıkardığı ses adamın kulağına çalıyordu. Sanki tanrılar dünyanın fotoğrafını çekerken flaşı açık unutmuş gibi çakan şimşekler evi aydınlatırken adam cümlelerini bitirdi. Sanki dilediği şeyin gerçek olacağını hissetmiş gibi kalemi titreyen elleriyle masaya bıraktı. Sırtını sandalyeye yasladı, gözlerini kapadı. Bu yaşlarda hangi nefesinin son olacağını bilemediği için her nefesini son nefesi gibi iştahlı almaya önem veriyordu. Kollarını sandalyeden aşağı doğru sarkıttı, kafasını sanki arkasında bir yastık varmış gibi geri yasladı ve derin bir nefes aldı. 

Adam nefesini verirken yağmur durmuş, sesler değişmişti. Burnuna yaşlı kokusu değil de bahar kokuları çalıyordu. Teninin buruşukluğunu hissedemiyordu. Yumuşak bir rüzgar çarptı suratına, “pencereyi mi açık unuttum yine?” diye düşündü. Bu yaşlarda artık demans onun yoldaşıydı. Yağmurun birden durmuş olmasına anlam veremedi ama camı kapatmak için gözlerini açtığında gördüğü manzara karşısında dehşete düşmüştü. 

“Leyla?!”

of not being çağrı

s3e6: b*ktan ayrılık yönetimi of not being Çağrı

bazen aşklar biter ve hatıralar kalır demiş şair. o yüzden iyi hatırlanmak mühim. b*ktan ayrılık süreçlerinden hepinize merhaba. çağrı sizleri seviyor ve keyifle dinlemeye davet ediyor…
  1. s3e6: b*ktan ayrılık yönetimi
  2. S3E5: yeni yıl hedeflerim ve arsızlık
  3. S3E4: artık filozof olmak çok zor
  4. S3E3: hangi gerçeklikten bahsediyorsun?
  5. S3E2: ne konuştum ben?