erkek olmak

Hafif sendeledi ama kendine güveniyordu. Yavaş ama sağlam bir şekilde ikinci adımı attı. Yaklaşık 33 yıldır yürüyebiliyordu ama ilk kez yürümeye başladığından beri ilk defa yürümek ona bu kadar zor gelmişti. Genzini yakan acı bir tad vardı ağzında. En son ne zaman yemek namına bir şeyler yemişti? Düşündü ama anımsayamadı. Dalgalı kır saçları rüzgara teslim olmuştu. Uzaktan bakıldığında sendeleyen adam ve saçları tam bir uyum içindeydi. Rüzgar hiç bu kadar düşmanı olmamıştı adamın. “Rüzgarla neden savaşmalıyım ki?” diye düşündü adam. Paltosunun önünü ilikledi. Boğazındaki kaşkol o kadar işe yaramıyordu ki acaba kaşkol taktım mı diye el yordamıyla boğazını kontrol etti. Zihninde tedavülden kalkmış bir küfür dolaşıyordu. Kimdi bu küfürün öznesi? Anımsar gibi oldu adam. Galiba bıyıkları ilk terlemeye başladığı zamandı. Mahallede sevdiği çocukla el ele tutuştuğu için, babası tarafından mahallenin ortasında dayak yiyen, kendisinden üç yaş büyük Fatma geldi aklına. Tedavülden kalkmış bu küfürün öznesini bulduğu için çocukça bir heyecan duydu. Sonra hemen ardına duyduğu heyecandan utanırcasına eğdi başını. 

Bu küfürü ilk duyduğunda daha yeni terlemişti bıyıkları. Evde sadece bıyıkları çıkmaya başladığı adeta bir kutlama vardı. “Erkek” olmaya en büyük adımlardan birini atmıştı. O gün annesi en sevdiği yemeği yapmıştı. Babasını belki de ilk defa bu kadar böbür bir halde görüyordu. Hep beraber oturmuşlardı sofraya. Kardeşi, ablası, beş yaşından beri onlarla kalan ve odasını paylaştığı babaannesi, anne ve babasıyla beraber. Mükellef bir sofra vardı. Daha annesi çorbaları yeni doldurmuştu ki mahallede bir patırtı duydular. İlk babası fırladı sofradan. Sonra kendisinin kalktığını hatırlıyor, erkekliğe adımının kutlandığı sofradan. Babasının peşinden dışarı çıktığında Fatma’yı gördü. O an gördüğü o resim karşısında da aynı utançla eğmişti başını. 

Adam yalpalanıyor ve saçları dalgalanıyordu. Sanki her yalpalanmasında geçmişle gelecek arasındaki perde aralanıyordu. Adını hatırlamaya çalıştı. Neden yürümeye çalıştığını? Nereye gidiyordu, suratına acıtan rüzgardan soluklandığı esnada bunu düşündü. 

güneşin ilk ışıkları

kavuran soğuklarda ruhum zapt altında
fikirlerim kuytu karanlık
burnuma çalıyor ıhlamur kokusu
çiçekler açsa ya ruhumda 
ama ruhum
karanlık soğuklarda zapt altında
hangi çiçek yetişir ki bu karanlıkta
bugün ve yarın ve dün 
söylenecek bir gün
bir gün çalacak burnuma bir akasya kokusu
ruhum belki yeşillenecek
ya da mor bir lavanta açacak ruhumda
keskin soğuklara inat
kim bilebilir doğrusunu
yürüdüğüm her adımda solarken benliğim
hangi çiçek yetişir ki bu adamda? 

10.05.22, istanbul, 23.10

Şiir içinde yayınlandı

Yağmur

Yağmur
Nal koştururken sesleriyle 
Gönlümün girizgahlarında
Sen ıslak kokulu gözlerinle
Nam salardın 
Buğulu camlarımın arkasından 
Bakışlarımla arardım seni
Sesin belki de soldururdu güneşleri
Yağmur 
Süslü kelimeler gibi yağarken
Yalnızlığının bakir topraklarına
Umut
Bir umuttur 
Belki sen yeşerirdin topraktan 
Bir baş verirdin önce
Bir filiz 
Yaşam saçardın belki 
Ölüm kokan sarılarda
Yağmur 
Yağmakta
Bu 
Çorak 
Toprakta

16.12.21, istanbul, 01.00

Şiir içinde yayınlandı

Siyah

korkuyorum
yok olmak korkusu bu 
sokak lambaları altında
beni arıyorum
neredeyim?
varlığıma uzanan eller nerede? 
gün doğar mı 
bilmem 
hıçkırarak seslenmek istiyorum 
neredesin ey ben 

korkuyorum
çünkü 
korkumun yalnızlık gibi bi anlamı var
yürüdüğüm yolların hepsi
görüyor 
her adımda sanki 
siliniyorum yer yüzünden 
bir duvak bağlıyorum elime 
siyah 
korkuyorum bulamamaktan
adımlarım beni sana mı götürüyor
yoksa savruluyor muyum 
bilmiyorum 

ince bir sızıntı gibi kaplıyor bedenimi 
uyuşuyorum 
yorgun ayaklarım
ellerim 
benim mi bu ellerim 
yabancılaşıyorum kendime
ve geçmişe 

24.11.21, 18.25, İstanbul 

Şiir içinde yayınlandı