yolda olmanın getirdikleri

“Tanrı’nın yarattığı ilk şey yolculuktur; bunu şüphe takip eder ve sıla hasreti”

– Theo Angelopoulos

Hayat yolculuklardan ibarettir. İlk gençlik yıllarımdan itibaren yolculuk hem gerçek anlamıyla hem de metaforik anlamda beni hep içine çekti. Yolda olmak benim için bir yere varmaktan çok daha mühimdi. Menzilin çoğu zaman o kadar önemsizdi ki. Belki de bu yüzden süreçten çok fazla keyif alan bir insan oldum.

Ontolojik olarak da yolda olmak insanın karşı koyamayacağı bir eylem bence. Her birimiz kendi varoluş yolculuğumuzdayız. Bu yoldan çıkmak mümkün değil, bu yola girmeyi biz seçmedik de. Fakat bu yolu yürümekle mükellefiz.

Birçok farklı insan yolculukla alakalı onlarca söylemde bulunmuştur. İsmet Özel bir şiirinde “kalbime döneceğim ama hangi yolla” der. Kalbe dönmek işte bu varoluş yolculuğunun en yalın halidir. Hepimiz kalbe dönmek zorundayız.

Şiirin devamında “burada kalamazsın ve başa dönemezsin/gitmek zorundasın” diyor. Benim kendi ontolojik yolculuğumu en iyi anlatan dizelerden biri. Hayat sürekli devinim halinde. Ne burada kalabilirim ne de başa dönebilirim. Kişisel kurtuluşumu bunu kabul etmekte buldum. Kabul etmek ve devam etmek. Devinimin ve yolun bana getirdiklerini kabul etmek. Yola teslim olmak değil ama yolda değişmeyi kabul etmek.

Dedim ya, yolculukları severim. Hiçbir yolculuğun sonunda o yola çıkan insan olmuyoruz. Bırakın sonunu, henüz yola çıkmış olan benle yola çıkmaya karar vermiş olan ben bile aynı değilim. Belki de yolculuk filmlerini bu yüzden seviyorumdur.

Yorum bırakın