Geçtiğimiz günlerde seanstayken danışanımın kurduğu cümleydi: “keşke her şey benim suçum olsaydı.” Son zamanlarda duyduğum en güçlü cümlelerden biri olduğunu söyleyebilirim. Peki bu cümleyi güçlü kılan neydi?
Bir insan neden her şeyin kendi suçu olmasını ister ki? Belki de soruyu şöyle sormak daha doğru olur; “bir insan her şeyin kendi suçu olmasına nasıl bu kadar alışmış olabilir?” Bu soruya da aslında çok güzel ve can sıkıcı cevaplar verebiliriz ama hepsini bir kenara bırakıyorum.
İnsan, hayatta kalmaya programlı bir canlıdır. Bundan kaynaklı tehlike anında vücudumuz hayatta kalmak için elinden geleni yapar. Bazen tehlikeden koşarak uzaklaşmaya çalışırken bazen de olanca gücüyle o tehlikeyi bertaraf etmeye çalışır. Peki ya tehlike fiziksel değil de mental olsaydı? Hayatta kalmak için neler yapardık? Yahut o mental bütünlüğü korumak için neler yapardık?
Bu soruların da çok güzel ve can sıkıcı cevapları muhakkak vardır ama o cevaplardan yalnızca birine bakalım; kendini suçlamak. Kişinin bazen yaşadığı olaylar o kadar zorlayıcı olur ki çareyi kendini suçlu ilan etmekte bulur. Çünkü etrafındaki insanların -ve belki de o kişinin tüm dünyasının- bile isteye kendine zarar verebilecekleri gerçeğinden uzaklaşmak için kendini suçlayabilir insan.
“Ben daha iyi bir çocuk olsaydım öyle yapmazlardı.”, “O gün oradan geçmeseydim böyle olmazdı.”, “Aslında ben biraz kaşındım.” gibi onlarca belki yüzlerce cümle kurar içinden. Eğer suçlu kendisi olursa karşısındaki insanı aklayabilir.
İyi de bu durumda neden insan karşısındaki insanı aklamak istesin ki? Bilmem. Belki de kendi değerini etrafındaki insanların kendisine karşı tutum ve davranışlarıyla ölçtüğü için kendisini değersiz görmekten kaçmak istiyordur. Bilemiyorum. Belki de benim tüm bu cümlelerim kocaman yanılgılardan ibarettir.